Chatkapi, 1998 - 2000 yılları arasında, Yeni Yüzyıl gazetesinde, hafta içi her gün yayınlanan bir internet köşesi idi. Daha sonra 6 ay kadar hayatına
Vatan Gazetesinde devam etti. Hasan Yalçınkaya, nam-ı diğer
hafif uyku tarafından hazırlanıyor; internet, gelecek, teknoloji ve bilim ile ilgileniyor.
27 February 2007, Tuesday
Bir işçi arının beyni oldukça primitiftir ve şu tipik işleri yapabilir: Kovanın dışına çık, dolaş, polen bul, kovana getir, başkaları bu polen kaynağını keşfetmemişse dans ederek yönünü, uzaklığını, yoldaki rüzgarın gücünü arkadaşlarına bildir. Fakat birbiri ile iletişim halindeki binlerce arı bir araya gelince karmaşık problemleri ağzımızı açık bırakacak yönetmlerle çözebiliyorlarlar.

Örneğin, Howard Bloom Bey’in “The Lucifer Principle” isimli kitabında okuduğum bir bilimsel deneyde, bilim adamları arıların besin için ne kadar uzağa gideceğini ölçmek üzere bir kovanın yakınına bir kap şekerli su bırakıyorlar. Arılar hemen keşfedip bundan faydalanıyorlar. Akşam su kaldırılıyor ve ertesi sabah kap biraz öteye konuyor. Bu günlerce böyle devam ediyor, şekerli su kabı her gün eşit uzaklıklarla kovandan uzaklaşıyor. Sonunda sabah elinde şekerli kabı yerleştirmeye giden bilim adamı, arıları tam o gün kabı yerleştireceği yerde beklerken bulmaya başlıyor.
Yani, koca bir beynin nöronları gibi davranan arıcıklar, aralarındaki iletişim sayesinde bir araya geldiklerinde matematiksel bir seriyi çözebiliyor.
No Comments »
24 February 2007, Saturday
Google Adsense, Google’ın reklam servisinin site sahiplerini ilgilendiren kısmı. Bir web siteniz varsa başvuruyorsunuz. Kabul edilirseniz, sitenizde konunuz ile ilgili Google reklamları göstermeye başlıyorsunuz. Google bu reklamlara her tıklandığında, reklamverenden aldığı gelirin bir kısmını size ödüyor ama paylaşım oranını açıklamıyor.
İşin bir de reklamveren tarafı var ve onun adı da Google Adwords. Adwords sayesinde küçük bir işletme ayda birkaç yüz dolara başarılı bir tanıtım yapabiliyor. Servis şöyle işliyor: Diyorsunuz ki şu terimler benim konumla ilgili, bu terimleri arayan kişiler ya da bu konuların işlendiği web sitelerini ziyaret eden insanlar benim reklamımı görsün, tıkladıklarında ben para ödeyeyim. Google da “hay hay ama bu terimlere başka insanlar da reklam vermiş, reklamının en üstte görünmesi için bana rakiplerinden daha fazla para vermelisin” diyor.
Dolayısıyla belli terimler için bir kapalı arttırma savaşı yaşanıyor. Hele Google reklamlarının çok işe yaradığı konularda bu savaş iyice vahşileşiyor.
devamını okuyun »
No Comments »
24 February 2007, Saturday
Bu annemden: Endişe verici bir olayın (sınav, yeni projenizin devreye alınması, halk önünde konuşma, gösteri) zamanı yaklaşıyor ve endişelenmekten hazırlanamıyorsunuz. Gözünüzü kapayın ve olayı seyredebileceği en kötü haliyle, bütün olası felaketler ile birlikte üç kez arka arkaya gözünüzün önüne getirin. Bir süre sonra beyninizin canı bu endişelerden sıkılıyor ve sizi rahat bırakıyor.
No Comments »
17 February 2007, Saturday
At yarışlarında bir atın kaça kaç verdiği bilgisinin o ata oynanan bahisler sayesinde otomatik olarak hesaplandığını biliyorsunuzdur. Peki örneğin yarış başlamadan hemen önce 1′e 1,5 veren bir atın sık sık 1,5 yarıştan birini (3 yarıştan 2’sini) kazandığını biliyor muydunuz? Enteresan bir fenomen değil mi? İşin içine para/ödül girince kalabalık bir grup insan bir uzmandan daha isabetli bir tahminde bulunabiliyor.
Gazeteci yazar James Surowiecki, bu konuda bir kitap yazmış: “The Wisdom of Crowds / Kalabalıkların Bilgeliği”. Kitap enteresan bir anekdot ile başlıyor.
Sir Francis Galton, ki kendisi Charles Darwin’in kuzeni ve Eugenics isimli bilim sayılmayacak bir uğraşın yaratıcısı olarak tanınıyor, bir panayır yerinde bir yarışmaya şahit oluyor. Birkaç yüz kişi bir danaya bakıp, bu dana kesilip kemikleri ayıklandıktan sonra çıkacak etin kaç kilo olacağı konusunda bahse tutuşuyorlar. Doğru sayıya en yakın tahmini yapan etleri alıp gidecek. Herkes tahminini bir kağıda yazıp yarışmayı düzenleyen kişiye veriyor. Bu kalabalığın içinde kasaplar, çiftçiler, kumarbazlar, olayla yakından uzaktan hiç alakası olmayan insanlar da var. Her neyse, dana kesiliyor, derisi kemikleri ayıklanıyor ve çıkan etin kilosuna en yakın tahminde bulunan insan ödülünü alıyor.
Sir Galton, yarışmayı düzenleyen kişiden kağıtları rica ediyor ve evine dönüyor. Kağıtlarda yazılmış tahminlerin ortalamasını alıyor. Bir de ne görsün? Ortalama, gerçek rakama yarışmayı kazanan adamın tahmininden bile daha yakın.
devamını okuyun »
No Comments »
10 February 2007, Saturday
Bir internet servisini herhangi bir sunucuya bağlanmadan, sadece kendimiz gibi insanların bilgisayarlarına bağlanarak kullanıyorsak, buna peer to peer (kısaca P2P / peer: sizinle aynı seviyedeki kişi) networking diyoruz. P2P networking için geçen hafta anlattığım sinirsel ağların (http://chatkapi.com/sinirsel) bir nevi gerçek hayat uygulaması diyebiliriz.
Bu servisler genelde dosya paylaşmak için kullanılıyor. Dikkat çeken ilk uygulaması 90′ların sonunda mp3 paylaşma işini üstlenen ve müzik endüstrisi tarafından internet tarihine gömülen Napster idi. Napster’a karşı açılan davaların başarılı olmasının sebebi, kendi merkezi sunucularının olması ve bu yüzden illegal dosya paylaşımında aktif rol aldıklarının ispatlanabilmesi idi.
Tam o sırada kullanımı çok basit ve merkezi bir sunucusu olmayan yeni bir p2p yazılımı çıktı. Muhakkak duymuşsunuzdur: Kazaa.
devamını okuyun »
No Comments »
10 February 2007, Saturday
Toplantılarınızı kısa tutun: Toplantıdan önce konuşulacak konuların listesi muhakkak hazır olsun. Toplantı ayakta yapılsın ve herkes başında bir büyük bardak su içsin. 35 - 40 dakika sonra konularınız bitecek ve zaten herkesin tuvalete gitmesi gerekecek.
Bu ay saçınızı beğendiniz mi? Saçınızı kesen kişiye bu kesimi tarif ettirin ve fotoğrafınızı çektirin. Daha sonra başka bir yerde saç kestirmeniz gerektiğinde bu bilgileri sunun.
No Comments »
3 February 2007, Saturday
Hacking terimini tahminen kötü anlamı ile; cümle içinde kullanırsak “kalk bey, siteyi hacklemişler” anlamı ile biliyorsunuz. Günümüzde bu terimi bilgisayar korsanlarının faaliyetlerini tarif etmek için kullanıyoruz. Kelime anlamı “doğramak/biçmek”. Oysa bundan 20 - 25 sene önce, hacking kelimesi bilgisayarlar ile ilişkili olarak kullanılmaya ilk başlandığında hiç de böyle bir anlam ifade etmiyordu.
O zamanlar hacking, bir programlama işini normalden daha kolay ya da daha kısa bir sürede yapmanızı sağlayan bir yol icat etmek demekti. Balta girmemiş ormanlarda, kafilenin önünde, elinde bir kasatura ile otları biçerek normalden daha kısa bir yol açan rehberin yaptığı gibi. Neredeyse bütün unix komutları aslında birer hack idi.
O zamanların hackerları (programcıları) şimdi artık büyüdüler. Kendi ailelerini kurdular, evlerini döşediler, arabalarını aldılar, çocukları oldu ama hala karmaşık işlerle uğraşıyorlar. Çağımızın ilk “bilgisayarcı” jenerasyonu hayatın ciddiyetiyle burun buruna gelmiş oldu ve tabii ilk tepkileri “yahu, yaşam böyle ne kadar verimsiz” demekti.
devamını okuyun »
1 Comment »
20 January 2007, Saturday
Son 20 yıldır satın aldığımız cihazları özelliklerine göre seçiyoruz. Sorduğumuz sorular hep şöyle: “Bu cep telefonunun GPS’i var mı, EDGE’i var mı, Bluetooth’u var mı, MP3 çalıyor mu?”, “Bu fotoğraf makinesi kaç megapixel, video da çekiyor mu, bluetooth ile çektiklerimi bilgisayarıma atabiliyor mu?” ya da “Bu çamaşır makinesinin ekonomi modu var mı, programlayıp istediğim zaman çalıştırabiliyor muyum?”. İstediğimiz kadar çok özellik, ödeyebileceğimiz kadar para ile kesiştiğinde aleti alıveriyoruz.
Fakat, belki farkında değilsiniz ama eve geldiğimizde açgözlülüğümüzün cezasını çekmeye başlıyoruz. Mesela aldığınız zamana göre programlanabilen bir alet ise, illa saatini ayarlamanız gerekiyor (her elektrik kesildiğinde tekrar). Şarj edilen mobil birşeyse, pilinin dolu olup olmadığını düşünmeniz gereken bir nesne daha evdeki orduya katılıyor. Bol özellikli bir fotoğraf makinesi ise, kendinizi oturup bütün özellikleri öğrenmek zorunda hissediyorsunuz. Ama bunu yapacak ne vaktiniz var ne de fotoğrafçı değilseniz ihtiyacınız. Yine de elinizdeki cihazı hakkıyla kullanmadığınız için kendinizi biraz suçlu, biraz tembel, biraz da aptal hissediyorsunuz.
devamını okuyun »
No Comments »
13 January 2007, Saturday
“Anche Chung: Sanal Emlâkta Global Lider.” Şaka gibi bir slogan değil mi? Kendisi bir dolandırıcı değil, Second Life isimli bir sanal dünya içinde sanal emlâk alıp satarak bir milyon Amerikan Doları kazanmış ilk kişi. Çinli bir hanımmış. Tekrar ediyorum; 30 ay içerisinde 9.95 $’ı 1.000.000 $ haline getirmiş.
Second Life, kendi bilgisayarınızın başından katılabildiğiniz, 3 boyutlu sanal bir dünya. Ama bir oyun değil çünkü ortada bir amaç ya da hikaye yok. Üye olduktan sonra kendinizi istediğiniz gibi baştan yaratıyor ve ikinci hayatınızı yaşıyorsunuz.
Besbelli ki, Neil Stephenson’un Metaverse’ünden (o da tabii bir milyon başka yerden) etikelenerek 2003 yılında Linden Labs isimli bir firma tarafından yaratılmış.
devamını okuyun »
3 Comments »
13 January 2007, Saturday
Bize evrenin kısa tarihini anlayabileceğimiz gibi anlatan Stephen Hawking, bu yıl bir sıfır yerçekimi uçuşu, 2009′da da bir uzay seyahati planlıyormuş. Bu seyahat tabii uzaya turist taşıyacak Virgin Galactic’in sahibi Sir Richard Branson’un sponsorluğunda olabiliyormuş. Tahmini bilet fiyatı 100.000 GBP.
No Comments »